ISPARTA-İSTANBUL BİSİKLET TURU 10. GÜN - Ayetullah Kılınç

ISPARTA-İSTANBUL BİSİKLET TURU 10. GÜN

10. Gün (Gökova-Akyaka) (25 km)
Sabah hafif bir mide bulantısı, halsizlik ve baş ağrısıyla uyandım. Yağmurdan sonra maruz kaldığım rüzgâr, Marmaris’ten çıkarken o çeşmeden içtiğim su ve gecenin de biraz soğuk olması birleşince ortaya nur topu gibi hastalık çıkması normaldi.

Hastalığa rağmen 25 km sürüp Akyaka’ya vardım. Yolda en azından mide bulantısı kesilmişti. Akyaka’ya vardığımda ufak bir kahvaltı yaptım. Mide bulantısı tekrar başladı. Baş ağrısı artmaya başladı. En azından baş ağrım kesilsin diye kendimi buz gibi olan Azmak Nehri’ne attım. Baş ağrım kesildi kesilmesine de mide bulantısı devam ediyordu. Nehirden çıkıp yatağımı sererek uzanıp, uyudum. Uyuduğum zaman etrafta kimse yoktu. Gözlerimi açtığımda etraf ana baba günüydü. Yanımdaki teyzeler bana bakıp “Baya iyi uyudun he sen şimdi acıkmışsındır.” deyip börek, karpuz ikram ettiler. Fakat midem çok bulandığı için geri çevirmek durumunda kaldım. Bugün pazar olduğundan sağlık ocağı kapalıydı. Açık olsaydı da büyük ihtimalle iğne korkusundan gitmezdim. Kendi başımın çaresine bakmalıydım. Baş ağrım çoğunlukla geçmişti fakat bir kez daha nehrin buz gibi suyuna daldıktan sonra eşyalarımı toplayıp kendimi tedavi edebileceğim rahatça uzanıp terleyebileceğim bir yer aramaya başladım. O yer belliydi, cami.

Azmak 

Kendimi zorlayarak bir çorba içtikten sonra bir ağrı kesici ve bir tane de bağırsak için ilaç içip doğru camiye gittim. Yatağımı serip elimde ne varsa üstüme atıp terlemek için uyumaya çalıştım. 5-6 saat uyuduktan sonra iyice terlemiştim. Kendimi daha iyi hissediyordum. Baş ağrısı ve mide bulantısı kesilmişti. Sadece ufak bir halsizlik kalmıştı. O da sabaha geçerdi. 
Belki de bisiklet turunun özünü anlatan durum son 48 saatte yaşadıklarımdı. Düşündüğüm zaman en mutlu olduğum an Marmaris yokuşunu çıkarken hissettiklerimdi. Bunun öncesinde sağanak yağmura yakalanıp kaçacak yer bulamamıştım. Sonrasında o temizlik görevlisi ile yaşadığım durum ve hastalanmam… Duygularım aynı yol gibi değişiklik gösteriyordu. “İnişli-çıkışlı”
Uyandıktan sonra arkadaşıyla birlikte bisikletleriyle uzun tur yapan Mümtaz abiyle tanıştım. O da turlarda camilerde kalıyormuş. Bisikletiyle yaklaşık 15 senedir uzun turlar yaptığını söyledi. Sohbet esnasında hasta olduğumdan dolayı uyuduğumu söyleyince yattığım yatağı nereden bulduğumu merak etti. Yanımda taşıdığımı söylediğimde ilk defa rahatına bu kadar düşkün bisikletçi gördüğünü söyledi. Yatağım baya hoşuna gitmişti. Yatak bisikletin üzerinde biraz yer kaplıyordu fakat onu taşımasaydım iyi bir şekilde dinlenemezdim. Yatak dediğime de bakmayın bildiğiniz sünger minder. Yuvarlayarak katlayıp, bağlıyorum.

Mümtaz abiyle genelde gezilerimiz hakkında konuştuk. Benim yarın gideceğim yoldan gelmişti. Sabah arıların saldırısına uğradıklarından bahsetti. Bu benim için çok iyi oldu(!) Bodrum’a varana kadar bir de arıları düşünmeye başlayacaktım.

Sohbetten sonra ben yemek yemek için müsaade istedim. Yemek yemekten döndükten sonra tekerimin patlamış olduğunu fark ettim. Daha bu sabah telefonda arkadaşım Mikail ile konuşurken tekerin henüz patlamadığından bahsetmiştim. Bu konuşmadan 25 km sonra patlamıştı.





Akyaka’ya girmeden önce çektiğim video. Yol o kadar güzeldi ki burada kesinlikle bir video çekmeliyim demiştim. Hasta hasta iyi uğraşmıştım.

Yorum Gönder

0 Yorumlar