ISPARTA-İSTANBUL BİSİKLET TURU 11. GÜN - Ayetullah Kılınç

ISPARTA-İSTANBUL BİSİKLET TURU 11. GÜN


11. Gün (Akyaka-Ören Belediyesi) (50 km)

Dün patlamış olan lastiğimi tamir etmiştim fakat rahat bir yolculuk için lastik basıncını ayarlamam gerekiyordu. Elimdeki pompayla bunu yapamazdım. Akyaka’da bulunan tek bisikletçi olan Delta bisiklete gittim. Sahibi Çağatay abi ile tanıştım. Kendisi ziraat mühendisiydi. Belli bir süre kendi işini yaptıktan sonra bu işyerini açmış. Sohbetimizde Akyaka’nın güzelliğinden ve böyle güzel yerlerin korunmasından bahsediyorduk. Akyaka’da bulunun bir avukatın uzun zamandır yapılaşma olmaması için mücadele ettiğini ve başarılı olduğundan bahsetti.
Ona göre bu güzellikleri korumamızın en iyi yolu oralara gitmemekti, görmemekti. Hadi gördün diyelim, bundan kimseye bahsetmeyeceksin. “Hiçbir arkadaşına buraların güzel olduğunu söyleme! Bırak gelmesinler, burası böyle kalsın.” dedi. Hak vermedim diyemem, farklı bir yaklaşımdı.
Bisikletimle ilgili işleri de hallettikten sonra Çağatay abiye teşekkür edip yola koyuldum. Akbük’e (Muğla) kadar çok güzel koyların olduğunu söylemişti. Finike-Demre arası koylarda yaptığım gibi sadece deniz şortumu giyip; sağıma yeşili soluma maviyi alarak, neredeyse hiç kimsenin olmadığı koylarda denize girerek, yolun ve ormanın tadını çıkartarak Akbük’e vardım.

Akbük’e vardığımda saat 12.00 civarıydı. Öğlen sıcağı geçene kadar burada vakit geçirdim. Güneş tepeden çekildikten sonra Ören’e doğru yola devam ettim. Ormanların arasından gidiyordum. Kartpostallarda gördüğümüz o güzel resimlerin içindeydim.



Akşamüzeri Ören’e vardım. Ören’e girmeden önce son yokuşta arıların hücumuna maruz kalmıştım. Yokuşun son 400 metresini arılar sayesinde gayet hızlı çıkmıştım. Çok şükür bir sokma olayı yaşamadım.

Çadırımı kuracak bir yer bulup Ören’in içinde dolaşmak, sahilinde vakit geçirmek istiyordum. Sahile indiğimde çimenlerin üzerinde kurulu birkaç çadır gördüm. Başta kamping alanı diye düşündüm fakat sorduğumda öyle olmadığını öğrendim.  Çadırı kurulu olan kişi bana; buraya çadırı kurduğunda zabıtaların gelip “Yasak!” dediğini, kendisi yazılı kural isteyince zabıtaların gittiğini, sonrasında bir kişi daha çadır kurunca zabıtaların ses etmediğini söyledi. Ben de çadırımı oraya kurup çarşının içine yemek için bir şeyler almaya gittim.
Bim’den aldığım konserveleri parkta afiyetle yerken yanıma Mustafa abi geldi. Bisikletimi görünce nerden gelip nereye gittiğimi merak etmiş. Neden tek başıma çıktığımı sorunca hem böyle bir şey yapacak arkadaş bulamadığımı hem de tek olmanın daha iyi olduğunu söyledim. Bunun üstüne kendisinin küçük bir arsa aldığını fırsat bulduğu her an eşi ve çocuğuyla oraya gittiğini bazen de tek başına gittiğinden bahsetti. Tur boyunca sohbet ettiğim insanların çoğu bir şekilde şehir hayatından kurtulmak istiyordu. Mustafa abi bu yönde bir adım atmıştı. Bu arada kendisi sosyal bilgiler öğretmeniymiş. Bu bölümü okumak istememesine rağmen zamanında babası istediği için okumuş. İstememesine rağmen okuyup bitirdiğini ve en önemlisi atanmasının büyük iş olduğunu söyledim. Biraz daha muhabbetten sonra Aydın Güzelçamlı’ya yolum düşerse bir yemek ısmarlamak istediğini söyleyip eşinin yanına gitmek için ayrıldı. Sağ olsun yemeğimi bitirdikten sonra tur ile ilgili notlarımı deftere yazarken bir de çay ikram etti.
Ören’de sahile girmeden powerbankimi şarj olması için bir kokoreççiye bırakmıştım. Kokoreci de güzel görüyordu. Yemekten sonra “çeyrek koko” yemek için oraya gittim. Ustanın ismi Menderes’ti. Yanındaki garsonun adı da Mehmet. Çok komik, esprili, çatlak birisiydi. Bisikletle tur yaptığımı öğrenince yazı filan yazıp yazmadığımı sordu. Yazdığımı söylediğimde benden de bahset dedi. Senin için çatlak bir kokoreçciyle tanıştım yazacağım demiştim. Tabii o yazıyı bir kitap için yazıyorum diye anlamış. Kendim için not aldığımı öğrendiğinde o yazdıklarını kitaba dönüştür gibi şeyler söyleyerek gaza getirmeye çalıştı beni. Galiba gazı almışım.
Menderes ve Mehmet ile yaptığım keyifli sohbetten sonra uyumak için çadırıma doğru yanlarından ayrıldım. Bu arada kokoreci çok lezzetliydi. Ören’de ana caddeden sahil yoluna giderken sahile varmadan önce sol tarafta balıkçı tezgahlarının olduğu yerde işini yapıyor. Yolunuz düşerse bu çatlak adamdan bir kokoreç yiyin.
Çadıra girmeden önce bisikletimi kilitlerken yanıma 9-10 yaşlarında, adı Yankı olan bir çocuk yanıma geldi. Ailesiyle İzmir’den gelmişler. Benim çadırımın yanına çadırlarını kurmuşlardı. Yankı, bisiklet sürmeyi çok seviyormuş. İzmir’de okuluna gidip gelirken annesi babası yanında olduğu sürece bisikletle gidiyormuş. Onunla da biraz bisiklet üzerine sohbet ettikten sonra çadırıma geçtim.


Yorum Gönder

0 Yorumlar