ISPARTA-İSTANBUL BİSİKLET TURU 16. GÜN - Ayetullah Kılınç

ISPARTA-İSTANBUL BİSİKLET TURU 16. GÜN

16. Gün (Aliağa-Çandarlı) (40 km)
Saat 16.00 gibi uyandım. Eşyalarımı toplayıp bisiklete yerleştirirken bisikletin çantasının fileli gözünde para olduğunu gördüm. Şundan eminim; sabah evsiz abiye karşı direndim. Çantada para da unutmam. Ben uyurken cami cemaatinden birileri koymuş olmalı. Sağ olsunlar.
Aliağa’da pazar yerine gidip biraz meyve aldım. Yemek yedim. Sonrasında yola koyuldum.
İkindi serinliğinde Çandarlı kavşağına varmadan önceki hafif rampada, kulağımda kulaklık şarkı dinleyerek ağır ağır pedallarken arkadan gelen bir bisikletli yanımda belirdi. Çandarlı istikametine doğru gittiğini söyledi. Bende oraya doğru gittiğimi söyledim. Sohbet ederek biraz beraber sürdük. Ben beraber gideriz diye düşündüm. Benim bisiklette yük var. Rüzgar da her zamanki gibi karşıdan esiyordu. Bu sebeple yokuşu ondan ağır çıkıyordum.  Arkadaş benim ağır çıkmamdan sıkılmış olacak ki “Hadi bana eyvallah” deyip hızlandı ve yokuşu bitirip soldan aşağı sallandı.
“…………..
İhtiyacım yok
Ne paraya ne de aşka  
Atımın üstünde
Dağa doğru ilerlerim
Yıldızlar ve ay
Nereye gittiğimi söylerler…
…….”
Rampanın tepesine varınca bu sefer ben sola dönüş yaptım. Şarkı  değişti. “Desperado” çalmaya başladı. Sesi yükselttim... O an, tur boyunca çok nadir karşılaştığım bir durum da oldu. Rüzgar arkadan esmeye başladı. Yolun eğimi de hafif aşağı doğruydu. Hızlanmaya başladım. Bu sefer bisikletteki yük bana pozitif etki sağlamaya başladı. Yere daha sağlam oturuyordu. Hızdan dolayı savrulmuyordu. Biraz sonra ileride bu arkadaşı giderken gördüm. Daha da bir hırs yaptım. -Ama neden bilmiyorum. O an öyle hissettim. Herhalde müziğin agresif tonundan kaynaklandı.- Uyandıktan sonra o rampayı da çıkınca uykum açılmıştı, karnım toktu, hava mükemmeldi… İvmeyi almıştım. Pedala daha da sıkı asıldım. Bu arkadaşla fark hızlı bir şekilde kapanmaya başladı. Bu sırada, Antonio Banderas gitarıyla solo yapmaya başladı Bende ona bisikletimle eşlik etmeye… Hırsla, aşkla yarın yokmuş gibi çeviriyordum pedalı… 
Yakaladım… 
Kafa hareketiyle “selamlaşma…” 
Ve “geçiş…“* 
İvmeyi kaybetmek yok! 

Bu arkadaş baya arkada kaldı. Bir an kafayı çevirip arkaya baktım. Duruyor gibiydi. Hmm… Acaba çocuğun bisikletinde bir sorun mu çıktı? Durayım… Geri dönüş… Arkadaşla tekrar karşılaşma… “Bir sorun mu var bisiklette bir an seni duruyor gibi gördüm.” dedim. “Bir sorun yok” dedi. Tekrar geri dönüş… Yine rüzgâr arkada, eğim hala aşağı doğru, çevir pedalı, ivmeyi tekrar yakala… Arkadaş sağ olsun Çandarlı’ya tahmin ettiğimden daha çabuk vardım.
*Ne zaman “Desperado” filminin girişindeki bu şarkıyı dinleyecek olsam, aklıma bu an geliyor. -O an öyle yaşanmış olmasa bile- Antonio Banderas’ın soloya başlamadan önce bıçaklı adamı gördüğü kısmı: “arkadaşı gördüğüm” an ile, gitar solosunun ilk kısmı bittiği zaman; yani Antonio Banderas’ın gitarı adamın kafasına geçirdiği kısmı: “selamlaşma” anı ile, soloya devam ettiği ikinci kısmı: “geçiş” yaptığım an ile düşünmek keyifli oluyor.
Birde şunu belirtmek istiyorum. Arkadaşı geçtikten sonra durup yanına geri döndüğüm zaman; gerçekten bisikletinde bir sorun olduğunu düşünerek döndüm.  "Hani bana eyvallah demiştin ya, bak ne oldu böyle kalırsın arkada!" demiş gibi gözüktüğünün farkına sonra vardım. 
Çandarlı’ya girişte sahilde kurulu bir çadır gördüm. Havanın kararmasına yaklaşık 45 dk vardı. Çadırın önündeki Mustafa abiyle tanıştık. 2 çocuğuyla kamp yapmaya gelmişler. Ben de çadırımı biraz daha ileriye kurdum. Rüzgâr şiddetli esiyordu. Çadır uçmasın diye iple ağaca bağlayayım dedim. Ama istediğim gibi beceremedim. Sol kolumun gidonu tutmaktan dolayı uyuşuk olmasından dolayı Mustafa abiden bir yardım aldım. Biz çadırı sağlama almaya çalışırken 3 kişi daha geldi. Onlar da çadırlarını kurdular.



Çadırlar kurulduktan sonra akşam evlerine gitmekte olan zabıtalar çadırları gördü. Klasik sözlerini söylediler. “Çevreden şikâyet var, çadırlarınızı toplayın!” Daha yeni geldik çadırı kurduk. Kim ne ara şikâyet etti. Mustafa abi konuşarak zaten bir gece duracağım sabah gideceğim diyerek anlatmaya çalıştı ama olmadı. Zabıtalar gitti. “Abi boş ver bir şey olmaz” dedim. Diğer arkadaşlar da “Kalırsak bir şey yapamazlar.” diye söyledi. Mustafa abi çekindiğinden değil de bu yaşında yarı yaşında olan insanlardan bu konuyla ilgili bir laf daha duyarsam sinir krizi geçiririm diyerek sonrasında kendiyle iç çekişme yaşamamak adına çadırını topladı. Ben ve diğer arkadaşlar orada kaldık.
Çadırı kurup yerleştikten sonra Çandarlı sahilinde dolaşmaya çıktım. Aşırı rüzgâr olduğundan çok fazla durmadan çadıra geri dönüp uyudum.






Yorum Gönder

0 Yorumlar