5. Gün ( Demre-Kaş-Kaputaş Plajı) (70 Km)
Bugün önümde Kaş tırmanışı olduğundan 6.00 gibi kalktım. Kahvaltı yapmadan hemen yola koyuldum. Sıcaklık etkisini göstermeden Kaş’ın iniş etabına başlamak istiyordum. Yaklaşık 2 km gittikten sonra fark ettim ki cüzdanımı Zekeriya abilerde unutmuşum. Eve geri dönüp uyanmalarını bekledim. Saat 7 gibi cüzdanı alıp kendilerine tekrar teşekkür ettikten sonra yola devam ettim. Umarım mutluluk hayatlarında eksik olmaz.
Tura başlamadan önce arkadaşlarımla yapacağım tur hakkında muhabbetler ediyorduk. Muhabbetin genel içeriği manyak mısın ya şu olursa ya bu olursa gibi endişelerini belirten söylemlerdi. Ya da o meşhur soruyu soruyorlardı. “Yokuşlarda ne yapacaksın?” İlk bir iki muhabbette çıkamazsam hayat müşterektir bisikleti taşıma sırası bendedir minvalinde cevaplar veriyordum. Bir gün bir arkadaşım yine yokuşta ne yapacağımı sordu. Şöyle bir hayalim olduğunu söyledim.
Yokuşu çıkarken kırmızı “üstü açık” bir araba korna çalarak yanıma gelip duracak, arabanın içinde dünyalar güzeli bir hanımefendi olacak ve:
“Yardıma ihtiyacın var mı yakışıklı? istersen bisikletini arabaya atabiliriz, bu yokuşu bitirmene yardımcı olabilirim.” diye soracak ve ben de bu teklifi kabul edip arabasına bineceğim. Arabada sohbet ederken alımlı hanımefendimiz (bacaklarıma bakıp) “Sen çok yorulmuşsundur. Dağ evim yukarıda! İstersen bu gece bende kalabilirsin. Hem güzelce dinlenmiş olursun hem de yolculuğunla ilgili anıları dinlemiş olurum.” diye konuya gireceğini ve geceyi onunla birlikte evinde geçireceğimi anlattım.
Arkadaşlarımın bahsettiği yokuş bu yokuştu. Eğim %6 ya da %7 uzunluk 14 km. Demre-Kaş arası yolu. Yolun 10 km’sini tek seferde tırmandım. Sonra durup kahvaltı yaptım. Fakat sonrasında çıkamadım. Bir türlü ivmeyi sağlayamadım. 1-2 dk pedal çevirdikten sonra nefes nefese kalıyordum. Gitgide öğlen oluyordu. Hava da iyice ısınıyordu. Ben böyle bisiklet elimde ağır ağır yürürken bir korna çaldı. Dıtdıtıtıtıtıtıtıtı. Yanımda pos bıyıklı, ağzında sigarası olan dev gibi bir adam “üstü açık motosikletiyle” durdu. Ve:
- Gel sana yardım edeyim tepeye kadar.
- İyide abi nasıl? Yanımda halat filan yok.
- Halata gerek yok.
- Nasıl yapacağız?
- Elimi tutacaksın.
- ????
- Elimi tutacaksın, yokuşun sonuna kadar çıkacağız.
Ne mi yaptım? O eli sıkı sıkı tuttum. Aklımda arkadaşlarıma anlattığım hikâye, karşıdan esip yüzüme vuran rüzgâr o yokuşu aştık. Tepeye vardığımızda karşılık bir sigara da yaktık.
Arkadaşlarıma anlattığım hikayenin ana teması bir yokuşta zorlanacak olmamdan dolayı yardımsever birinin yardımcı olmasıydı. Ana tema tuttu. İçeriğin tutmamasının ne önemi var değil mi?

0 Yorumlar