ISPARTA-İSTANBUL BİSİKLET TURU 22. GÜN (1. KISIM) - Ayetullah Kılınç

ISPARTA-İSTANBUL BİSİKLET TURU 22. GÜN (1. KISIM)

22. Gün (Biga-Biga Çıkışı-Biga) (43 km) 
Kurban bayramının birinci günüydü. Bayramlaşma ve kurban kesiminin ardından öğlene doğru İlyas’ın ailesiyle vedalaşıp İlyas’la Biga’ya indik. Bisikletimi aldım. İlyas, yeğeni Mehmet Akif’le ana yola kadar motosikletle yanımda geldiler. Benzinlikte bisikletin tekerlerinin basıncını ayarladıktan sonra vedalaşıp, ayrıldım.
Bandırma’ya doğru pedal çevirmeye başlamıştım. Bir önceki gün İlyas’la turun ne zaman biteceği hakkında konuştuğumuzda, Yalova’ya kadar gidip feribotla İstanbul’a geçeceğimi söylemiştim. Bandırma’dan da deniz otobüsü ile geçebileceğimi söylemişti. Bunca yolun üstüne sol kolum iyice uyuşmuştu. Yol yorgunluğu da çok artmıştı. Dikkatim dağılmaya başlamıştı. Bu fikir mantıklı gelmişti. Bandırma’ya varıp, deniz otobüsüyle Yenikapı’ya geçip, oradan Tuzla’ya sürecektim. Bu amaçla Bandırma’da geceyi geçirip, sabah ilk seferle İstanbul’a geçmeyi planladım.
Sakin sakin sürerek, arada kalan köylere uğrayarak ağır ağır gidiyordum. Biraz fazla oyalandığımı düşünüp, karanlık olmadan varmak için ana yola çıkıp hızlandım. Yaklaşık 55 km yolum kalmıştı. Güvemalanı'nı geçtikten sonra önümde hafif bir rampa vardı. Körfez rüzgarı da karşıdan sert bir şekilde esiyordu. Kulağımda kulaklık takılı ve Duman’ın parçalarından “Hayvanı” dinliyordum. Rüzgâr etkisini azaltmak için bisiklet üstünde olabildiğince küçülüp emniyet şeridinden yol alıyordum. Rampanın bitmesine yakın bir an kafamı kaldırıp ileri doğru baktım. İleride bir araba emniyet şeridinde park etmişti. Tekrar kafamı eğip yokuşu çıkmaya devam ettim. Kendimi de müziğin ritmine kaptırdım. Bir yandan pedal çevirip bir yandan “ Hepimiz bir hayvanız! İnsan olmak kavgamız!” diyerek bağıra bağıra şarkıya eşlik ediyordum. Nakarat kısmı ikinciye geldiğinde “Hepimiz bir hayvanız!” dememle beraber bir şeye çarptım. Meğer yokuş bitmiş hızım artmış. Ben kaptırmışım müziğe gidiyorum. İleride araba olduğu aklımdan uçup gitmiş. O duran arabaya çarptım. 
Kulaklık koluma dolanmıştı. Bisiklet mi benim üstüme yığılmıştı, ben mi bisikletin üstüne yığılmıştım anlayamadığım garip bir haldeydim. Sonrasında kendimi topladım. Önce bisiklete baktım. Ön maşa kullanılamaz duruma gelmişti. Sonra kendime baktım. Ufak tefek birkaç çizik, kaburgada küçük bir ağrı dışında bir şey yoktu. Arabaya baktım kedigözlerinden biri yere düşmüştü. Bir yandan da elimle kolumu tutuyordum. Nedense gülmeye başladım. Aptallığıma mı, dalgınlığıma mı gülüyordum, bilemedim. Ayağa kalkıp, savrulan eşyaları topladım. Acil durum kitini çıkardım. Dirseğimde oluşan birkaç yaraya pansuman yaptım. Maşayı düzeltmeye çalıştım ama nafile.
Yapacak bir şey yoktu. Üzülmek, “Keşke dikkatli olsaydım!” gibi sözler söylemekte bir fayda getirmeyecekti. Bu turu yapabilmemi, bu kadar yol almamı sağlayan en önemli faktör kendimi olabilecek her türlü senaryoya karşı hazırlamış olmamdı. Bir kaza durumunu düşünmüştüm. Karşıma iyi insanlar kadar kötü insanlar da çıkacaktı. Yokuşlar zorlayacaktı, hasta olma ihtimalim vardı, hava çok sıcak olacaktı, yağmura yakalanacaktım. Köpekler, başka canlılar saldırabilirdi. Geceyi geçirecek bir yer bulmakta da sıkıntı yaşayabilirdim. Yola çıkmadan bunların hepsini uzun süreler boyunca düşündüm. Hepsinde aynı sonuca vardım. Nasıl bir sorun çıkarsa çıksın hayat akmaya devam edecekti. Hayatın akması demek önüme yeni yolların çıkacağı anlamına da geliyordu. O zaman o yoldan devam edecektim. Nasıl bisikletin üzerinde dengede gidiyorsam devam etme direncini gösterdiğim müddetçe hayat dengesini bulacaktı.

Albert Einstein: Hayat bisiklete binmek gibidir. Dengeni koruyabilmek için sürekli devam etmen gerekir.


Yorum Gönder

0 Yorumlar