ISPARTA-İSTANBUL BİSİKLET TURU 21. GÜN - Ayetullah Kılınç

ISPARTA-İSTANBUL BİSİKLET TURU 21. GÜN

21. Gün (Çanakkale-Biga) (100 km)
Bir günlük aranın ardından yola devam

Sabah uyanıp eşyalarımı hazırladım. Rahmancığım kahvaltı hazırlamış, yolluk hazırlamış. Kahvaltıyı yapıp vedalaştıktan sonra yola koyuldum.
Çanakkale’deyken GAAÖL’den sınıf ve koğuş arkadaşım İlyas mesaj atmıştı. Biga’ya uğrarsan mutlaka bekliyorum diye. Buralara kadar gelmiştim. Tabiki gidecektim. İlyas’ı görmeyeli de  uzun zaman olmuştu.
Yapıldak, Lapseki istikametinde sahil yolunda devam ettim. Lapseki’ye vardığımda bir otostopçu ile karşılaştım. Arkadaş 3 aydır Lapseki’de şeftali topluyormuş. Parasını biriktirmiş. Yolculuğa devam edecekmiş. Artık canı nereye gitmek isterse. -Bu işleri yapmak, gezme sanatını icra etmek zor değil. Özel araca ihtiyacınız yok. Farklı farklı yolları var. Otostopu var, bisikleti var. Büyük birikimlere, meblağlara da ihtiyacınız yok.-
Lapseki’de yemek yedikten sonra Biga’ya doğru sürmeye devam ettim. Biga’ya varmadan yaklaşık 2-3 km önce dalgınlık sonucu bir çukura girdim. Bisikletin yüklü olmasından dolayı arka tekerin bir jantı kırıldı. Bu halde sürmeye devam ederek Biga’ya ulaştım.
İlyas’la biraz zor olsa da bir araya gelmeyi başardık. Biraz kilo almıştı ama o da değişmemişti. Beni “Allah’ın manyağı! Sen ne yapıyorsun oğlum!” deyip gülerek karşıladı. “Hayatı yaşıyorum.”
İlyas’la önce bisikleti tamir ettirebileceğim bir bisikletçiye gittik. Arife günüydü. Şansıma açık bir yer vardı. Bisikleti tamire bırakıp yemek yemeye gittik. Biga köftesinden yedirdi. Mükemmel bir köfteydi.
Yemekten sonra bisikleti tamirciden alıp Biga’da İlyas’ın bir arkadaşının evine bıraktık. Sonra motosikletle İlyasların evinin bulunduğu Sarısavat’a doğru yola koyulduk. Yol baya eğimliydi. Bisikletle çıkması zor olurdu. Ama gerek kalsaydı çıkardım, sıkıntı yok yani.
Güzel yolları aşarak Sarısavat’a ulaştık. Köyün mükemmel bir manzarası vardı. Bir sonraki gün bayram olduğundan insanlar köylerinde toplanmışlardı. Haliyle İlyasların evi de kalabalıktı. Annesi, babası, ablası, yeğenleri, eniştesi, abisi güzel bir ortam vardı. Bir yeğen hariç hepsiyle tanıştım. Laf arasında küçük diye bahsediyorlardı. Ben de markete, bakkala filan gitmiştir ya da oyun oynuyordur diye düşünüyordum. Böyle oturup sohbet ederken “ha işte bizim küçükte geldi” dediler. Kafamı kapıya doğru çevirdim. Herhalde kafasının kapıya çarpmasından endişelendiği için başını hafif eğerek içeri doğru bir adım attı. Bende bir "irkilme" olmadı desem yalan söylemiş olurum.  “Hoş geldin abi” dedi. Benim sana abi, İlyas’ın sana dayı demesi lazım. Maşallah 13 yaşında biri için boyu posu muazzam. Nazar değmesin. Şaşırdığım güzel anlardan biriydi.
O akşam İlyas’la tekrar Biga’ya indik. Arkadaşlarıyla tanıştım. Çoğu İstanbul’dan bayram için gelmişti.  Çay bahçesinde oturduk. Bir yanda okey masası, öbür yanda iddia tutkusu, nargileler, sigaralar, sohbet muhabbet derken gece köye geri döndük.
İlyas uçak teknisyeni. THY’de işe başlamıştı. Muhabbet ederken ufukta bir evlilik olup olmadığını sormuştum. “Yok be oğlum manyak mıyım ben?” demişti. Akıllı adamın hali bir başka oluyor. Affet hata ettim bu soruyu sorarak.
Bir sonraki sene Kurban Bayramı’nda yine Biga’daydım. Biliyorsunuz Kurban Bayramı her sene yaklaşık 11 gün geri atar. Bu sefer de İlyas’ın düğünü için gittim. “Yok be oğlum manyak mıyım ben?” sözünün üzerinden bir sene geçmeden söz, nişan, düğün yaptı. Hayatın cilvesi…


Yorum Gönder

0 Yorumlar